SON DAKİKA

Haberler

Meral Akşener’den Erdoğan’a Ağır Sözler

Bu haber 02 Haziran 2021 - 11:00 'de eklendi ve 27 kez görüntülendi.
Meral Akşener’den Erdoğan’a Ağır Sözler

Meral Akşener’den Erdoğan’a Ağır Sözler

Meral Akşener’den Erdoğan’a Ağır Sözler  Sayın Erdoğan; iş yapıyor gibi görünmek amacıyla, şekilden şekile girmekten bundan sonra vazgeç. Aldığın abuk sabuk kararlarla, zor haldeki insanlarımızı daha da zor duruma düşürme. Ya işini yap, ya da sandığı getir, biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim” dedi.

Akşener, Ayasofya’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakarete sert reaksiyon göstererek, “Cumhuriyetimizin kurucusuna lanet okuyor. Tanrı bunu yapanları da göz yumanları da ıslah etsin” ifadelerini kullandı.

Akşener’in konuşmasından satır başları:

* Türkiye, cami açılışında bile ulusi bölmeyi başaran bir zihniyet ile yönetiliyor. Bu pis zihniyet ne vakit sıkışsa ulusimizi değerleri üzerinden ayrıştırmaya çalışıyor. Nifak tohumları ekip, ulusimizi birbirine düşürüyor.

*Tek evvelceliği koltuk olanlar pis siyasi hesapları gereği bu toplumsal ayrışmadan, bu stresten besleniyorlar. Bunun son örneğini Taksim Cami açılışında yaşadık.

* Biz çağrı aldık, çağrı edenlere teşekkür ederim. Programımız vardı ama benim aşamaya sayın Grup Başkanımız İsmail Tatlıoğlu katıldı. İstanbul’umuza hayırlı olsun.

Fakat sayın Erdoğan ve ekibinin, Tanrı’ın evinde bile düşmanlık üretme hastalığını kabul edemeyiz. Sayın Erdoğan bir kez daha hatırlatayım, camiler müminler ibadet etsin diye yapılır.

* Taraftarına zafer, mudurumafetine yenilgi yaşatacaksın diye yapılmaz. Tanrı’ın evi bu tür pis hesapların mekanı duruma getirilemez. Camilerimiz hepimizindir. Taksim Cami’nde ibadet eden vatandaşlarımızı kendi hesaplarına alet edemezsin.

* Sırf sayın Erdoğan’a yaranacaklar diye AK Parti Mahalle Temsilcisi kılıklı sözde din adamları, mübarek mabedimizde Cumhuriyetimizin kurucusuna lanet okuyor. Tanrı bunu yapanları da yapılmasına göz yumanları da ıslah etsin.

* Zerre utanmadan Tanrı’ın huzurunda nefret kusanlara, gündem değiştirmek amacıyla ecdanına lanet okuyacak kadar küçülenlere inat, İstiklal ordularının başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha minnet ve saygıyla anıyorum.

* Net bir aşı takvimi oluşturulmuş mu? Oluşturulmamış. Turizm ve konaklamalarla alakalı ne gibi kısıtlamalar var? Belli değil. Öğretmenlerin kadro beklentilerine bir yanıt var mı? Yok. Ne var? Her vakitte gibi bolca hamaset, birkaç adet de yarım yamalak önlem var.

* Bu kapanma kararının bilimsel bir esası var mı? Bilim Kurulu saat 10:00’dan sonra sokağa çıkma yasağı getirilmesi virüsü engeller demiş midir?

* Yoksa Erdoğan’ın ‘Dostlar alışverişte görsün’ diyerek aldığı kararlar mıdır? Türkiye Cumhuriyeti göz kararı ile, Sayın Erdoğan’ın paşa gönlüne göre yönetilecek bir ülke değildir.

Sayın Erdoğan, iş yapıyor gibi görünmek amacıyla şekilden şekille girmekten vazgeç. Ya işini yap ya da sandığı getir. Biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim.

* Böyle iş bilmezlik olmaz. Böyle devlet insanlığı olmaz. Böyle pandemi yönetilmez. Sayın Erdoğan; iş yapıyor gibi görünmek amacıyla, şekilden şekile girmekten bundan sonra vazgeç.

* Aldığın abuk sabuk kararlarla, zor haldeki insanlarımızı daha da zor duruma düşürme. Ya işini yap, ya da sandığı getir, biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim.

Akşener kürsüyü MÜYORBİR Başkanı sanatçı Burhan Şeşen’e bıraktı.

Şeşen, şu açıklamalarda bulundu:

* Ey bu ülkeyi yönetenler, bir ayrılık ardından ya da bir aşk acısı çektiğine hiç mi bir şarkımız size teselli olmadı, bir ağıta bir bozlakla hiç mi hüzünlenmediniz, bir düğünde hiç mi halay başı olmadınız, dağ kafasını duman almış marşını da mı okumadınız; müzisyenler aslında özel insanlar.

* Ben hâlâ bu yaşında bir şarkıyla dünyayı güzelleştirebileceğime inanıyorum. Çok ütopik ama bizler de sizler gibi her şeyi barış oyluyla uzlaşmayla demokrasi sınırları amacıylade çözmeye çalışıyoruz.

* Gençler yeni bir akım başlattılar, bu sözlerle konuşmamız noktalayacağım, gözünü yumma müziğe sahip çık, gözünü yumma sahneye sahip çık.

Pazartesi günü Hatay’daydık. Hataylı çiftçimiz zor durumda. Soğan yapımcısı bir kardeşimiz yolumuzu kesip önümüze soğanları döktü. Ben de söz verdim onun döktüğü soğanları Meclis’e getirip görmeyenlere gösterebilmek amacıyla buraya koydum.

* Onlar bu soğanları döktüler, hemen haklarında prosedür başlatıldı. Bu soğanlar tarlada kalmış. Böyle bir ucube sistem, tertip olabilir mi? RAhmetli Müslüm Baba’nın dediği gibi, “Yansın bu dünya”. Zaten bu dünyayı yakarsa tuhafler yakar, bu soğan yakacak bu soğan.

* Umarım Sayın Erdoğan ve arkadaşları da Hataylı kardeşlerimin halini görmüştür. Biz gezerken ne yapalım diye plan uygulama yapanlar bizim o gezdiğimiz alanlardaki acıları, eksikleri umarım görürler. Biz provokasyonlara da engellere de iftiralara da alışkınız. Yeter ki Hataylı çiftçinin derdi çözülsün.

Kabinenin senedızı, alan uzmanlığında damadının tahtını sallayan tarım bakanın geride bıraktığımız hafta Hatay’a gelmiş Ziraat Odası Başkanı ile oturup yemek yemiş ama çiftçiye uğramamış.

* Güvenlik nedeniyle uğramadı demişler. Çiftçinin beraberinde olmayı emniyet sorunu sayan bir tarım bakanı var. İşte yolun sonu görünüyor… Böyle utanmazlık olur mu?

Biliyorsunuz Sayın Erdoğan geride bıraktığımız haftaki küme toplantısında Rize’deki provokasyonun azmettiricisi bulunduğunu itiraf etti. Daha diğer planları da olacak ki “Bu daha iyi günleriniz” diye ekledi.

* Bu vesile ile kendine Rizeliliğini, Rizeli bir ailenin oğlu bulunduğunu da hatırlatmış olduk çok gururluyum. Sayın Erdoğan, madem Rizelisin o vakit Rize’ye sahip çıkacaksın kardeşim.

* İkizdere’yi güvenliğini sağlamak amacıyla canla başla mücadele edenlere destek olacaksın. Madem Rizelisin, gelin hanımın ismim atmasını beklemeyeceksin, evvelce sen davranacaksın.

* Rize’nin doğasını birkaç rantçıya yedirmem diyeceksin. Madem Rizelisin İstanbul’a ihanet ettiğin gibi Rize’ye ihanet etmeyeceksin.

* Son 5 senede çay ithalatı arttıkça arttı, ihracatımız ise yüzde 30 düştü. Sayın Erdoğan’ın hemşerileri daha az, diğer ülkelerin çay yapımcısı daha çok kazanıyor.

* İkizdere’nin güzelim ormanlarına taş ocağı açmaya çalışan hem de Rizeli olan o malum müteahhite bir otoyoldan bir sene amacıyla 2 milyar 150 milyon lira garanti ödemesi yaptı.

*Çay üretiminden 1.5 milyon vatandaşımızın karnı doyuyor. 1.5 milyon insanımızın ekmek kapısı amacıyla verdiği destek yalnızca 180 milyon lira. Bu para Kuzey Marmara Otoyolu amacıyla bir ayda ödenen para! Utanmazlığa bakar mısınız! Sayın Erdoğan alfa gelince Rizelisin ama Rizeliyi düşünmüyorsun.

* Sonra da Rize’nin gelini hemşerilerine sahip çıktı diye küplere biniyorsun. Buradan ilan ediyorum köpürsen de tehditler savursan da sahip çıkmaya devam edeceğim.

* Sen daha dur senin deyiminle şunlar daha iyi günlerin. Gelin Hanım sen elsin dedi ya, valla ben kayınvalidemi çok seviyorum aynı evde de oturuyoruz senelerdir.

* Kayınvalidenin tembihi var tuhaf gurabanın beraberinden ayrılmayacaksın, Rizelinin ardında duracaksın. Onun amacıyla kayınbirader de öğrenecek gelin hanımdan öğrenecek.

İktidar kayırmacılıkla, liyakatsız kadrolar ile beceriksiz üzerine beceriksizlik, hata üzerine hata yapmaya devam ediyor. Tarım Bakanlığı raporu diyor ki, Çay ihracatı amacıyla markalaşma çalışması yapılmalı. Peki aynı Tarım Bakanlığı bunun amacıyla ne yapmış? ÇAYKUR’a AK Parti Rize İl Başkanının ağabeyini atamış. Ne markalaşma be, öff.

* Bu zihniyetle çayı Türkiye’de hak ettiği yere getiremeyiz. O amaçla ilk seçimde evvelce bu anlayışı göndereceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk senelerde dünyaya misal olacak bakışıyla kurulan Atatürk Orman Çiftliği vizyonundan 100 sene sonra geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

* Bereketli hilal diye tariflenen bu coğrafyada, AK Parti iktidarı yüzünden bir yandan dünyanın en yüksek besin enflasyonu ile boğuşuyoruz diğer yandan çiftçimizin iflasın eşiğine getirilmesine tanık oluyoruz.

*Bizim derdimiz, o problemleri çözerek ulusimize soluk aldırmak. Bu iş bilmezliğe, bu beceriksizliğe mecbur değiliz.Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken, bu eğri sistemin bundan sonra sonuna geldik.

* İktidar amacıyla yolun sonu gözüküyor. Beş bin senelik devlet geleneğimizin paçavra edildiği, dedikodu kazanlarının kaynayıp, pis hesapların ve karanlık ilişkilerin ortalığa döküldüğü bu dönem, bir iktidarın vedasına işarettir. Son haftalarda yaşananları ibretle takip ediyoruz. Biz meseleye, devletin itibarı yönünden bakıyoruz.

* Çünkü bu devlet hepimizin. Devlet insanlığından nasibini alamamışların elinde zarar görmesine, katiyen müsaade etmeyiz. Fakat, yaşanan çirkinlikleri de görmezden gelemeyiz.

* Geçen hafta, Sayın Erdoğan’ı uyardım. “Bağımsız bir yargı süreci hemen işletilsin.” dedim. O ne yaptı? Küçük ortağın dolduruşuna geldi, gitti kefalet koydu. Toplum vicdanını rahatlatmak yerine, kendisini tartışmaların yönü yaptı.

* Sayın Erdoğan; Bu işler, öyle bir bireyin çıkıp, meydana kefalet koymasıyla olmaz. Devlet bu tür yönetilmez. Bu işler, şeffaf ve adil bir biçimde yürütülen yargı süreçleriyle olur. Toplum vicdanını rahatlatarak, bütün şüpheler giderilerek olur. Suçu olan cezasını çeker, suçsuz olan da aklanır işinin başına döner.

* Seni bir kez daha, devlet ciddiyetiyle, ve makamının sorumluluğuyla hareket etmeye çağrı ediyorum. Çalışma arkadaşlarına bir an evvelce çekitertip ver. İçişleri Bakanı’nın, Adalet Bakanlığı’yla, Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı’nın da, İçişleri Bakanı’yla, medya üzerinden atışması devlet geleneğimize yakışmaz.

* İçişleri Bakanı’nın, kıyıya çekilmesinde yarar vardır. Delilleri toplayacak kolluk gücünün rahatlatılması, yargının, siyasi baskı hissetmeden vazifesini yerine getirebilmesi amacıyla, adalet mekanizmasının, gölgesiz çalışabilmesi amacıyla bu şarttır. Gerisi, bağımsız Türk mahkemelerinin işidir. İşin doğrusu budur.

* Partili Cumhurdiğernlığı adlı bu ucube sistemde, Türkiye bir idare krizi yaşıyor. Ekonomiden pandemiye, tarımdan eğitime, ve hatta, ülke gündemini son haftalarda meşgul eden iddialara kadar, her alanda bunun yansımalarını görüyoruz.

* “İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerimiz, İşte tam da bunun amacıyla çok önemli. Üzülerek görüyoruz ki; Türkiye, Partili Cumhurdiğernlığı Sistemi’ni daha çok taşıyamıyor. Bu yolun yol olmadığı, bundan sonra belli oldu.

* Bu sistemin, Türkiye amacıyla büyük bir hata bulunduğu apaçık meydana çıktı. Türkiye’nin tekrar hukuk, adalet ve demokrasi rayına oturması gerekiyor. Varsın onlar, her vakitte gibi, hatalarını inkar etsinler. Varsın onlar, her vakitte gibi, kafalarını kuma gömüp, sarayda sefa sürsünler. Varsın onlar, yeni anayasa fantezileriyle kendilerini oyalasınlar.

* Er ya da geç, o sandık ileriki ve bu iktidar gidecek. Tek adam değil, ulus iradesi diyecek. Dayatma değil, ortak akıl diyecek. Mafyokrasi değil, demokrasi diyecek. Korku değil, huzur diyecek. Yoksulluk değil, refah diyecek. 5 müteahhit değil, 84 milyon diyecek. Haksızlık değil, adalet diyecek.

* Net bir aşı takvimi oluşturulmuş mu? Oluşturulmamış. Turizm ve konaklamalarla alakalı ne gibi kısıtlamalar var? Belli değil. Öğretmenlerin kadro beklentilerine bir yanıt var mı? Yok. Ne var? Her vakitte gibi bolca hamaset, birkaç adet de yarım yamalak önlem var.

* Bu kapanma kararının bilimsel bir esası var mı? Bilim Kurulu saat 10:00’dan sonra sokağa çıkma yasağı getirilmesi virüsü engeller demiş midir?

* Yoksa Erdoğan’ın ‘Dostlar alışverişte görsün’ diyerek aldığı kararlar mıdır? Türkiye Cumhuriyeti göz kararı ile, Sayın Erdoğan’ın paşa gönlüne göre yönetilecek bir ülke değildir.

Sayın Erdoğan, iş yapıyor gibi görünmek amacıyla şekilden şekille girmekten vazgeç. Ya işini yap ya da sandığı getir. Biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim.

* Böyle iş bilmezlik olmaz. Böyle devlet insanlığı olmaz. Böyle pandemi yönetilmez. Sayın Erdoğan; iş yapıyor gibi görünmek amacıyla, şekilden şekile girmekten bundan sonra vazgeç.

* Aldığın abuk sabuk kararlarla, zor haldeki insanlarımızı daha da zor duruma düşürme. Ya işini yap, ya da sandığı getir, biz de memleketi hak ettiği gibi yönetelim.

Akşener kürsüyü MÜYORBİR Başkanı sanatçı Burhan Şeşen’e bıraktı.

Şeşen, şu açıklamalarda bulundu:

* Ey bu ülkeyi yönetenler, bir ayrılık ardından ya da bir aşk acısı çektiğine hiç mi bir şarkımız size teselli olmadı, bir ağıta bir bozlakla hiç mi hüzünlenmediniz, bir düğünde hiç mi halay başı olmadınız, dağ kafasını duman almış marşını da mı okumadınız; müzisyenler aslında özel insanlar.

* Ben hâlâ bu yaşında bir şarkıyla dünyayı güzelleştirebileceğime inanıyorum. Çok ütopik ama bizler de sizler gibi her şeyi barış oyluyla uzlaşmayla demokrasi sınırları amacıylade çözmeye çalışıyoruz.

* Gençler yeni bir akım başlattılar, bu sözlerle konuşmamız noktalayacağım, gözünü yumma müziğe sahip çık, gözünü yumma sahneye sahip çık.

Pazartesi günü Hatay’daydık. Hataylı çiftçimiz zor durumda. Soğan yapımcısı bir kardeşimiz yolumuzu kesip önümüze soğanları döktü. Ben de söz verdim onun döktüğü soğanları Meclis’e getirip görmeyenlere gösterebilmek amacıyla buraya koydum.

* Onlar bu soğanları döktüler, hemen haklarında prosedür başlatıldı. Bu soğanlar tarlada kalmış. Böyle bir ucube sistem, tertip olabilir mi? RAhmetli Müslüm Baba’nın dediği gibi, “Yansın bu dünya”. Zaten bu dünyayı yakarsa tuhafler yakar, bu soğan yakacak bu soğan.

* Umarım Sayın Erdoğan ve arkadaşları da Hataylı kardeşlerimin halini görmüştür. Biz gezerken ne yapalım diye plan uygulama yapanlar bizim o gezdiğimiz alanlardaki acıları, eksikleri umarım görürler. Biz provokasyonlara da engellere de iftiralara da alışkınız. Yeter ki Hataylı çiftçinin derdi çözülsün.

Kabinenin senedızı, alan uzmanlığında damadının tahtını sallayan tarım bakanın geride bıraktığımız hafta Hatay’a gelmiş Ziraat Odası Başkanı ile oturup yemek yemiş ama çiftçiye uğramamış.

* Güvenlik nedeniyle uğramadı demişler. Çiftçinin beraberinde olmayı emniyet sorunu sayan bir tarım bakanı var. İşte yolun sonu görünüyor… Böyle utanmazlık olur mu?

Biliyorsunuz Sayın Erdoğan geride bıraktığımız haftaki küme toplantısında Rize’deki provokasyonun azmettiricisi bulunduğunu itiraf etti. Daha diğer planları da olacak ki “Bu daha iyi günleriniz” diye ekledi.

* Bu vesile ile kendine Rizeliliğini, Rizeli bir ailenin oğlu bulunduğunu da hatırlatmış olduk çok gururluyum. Sayın Erdoğan, madem Rizelisin o vakit Rize’ye sahip çıkacaksın kardeşim.

* İkizdere’yi güvenliğini sağlamak amacıyla canla başla mücadele edenlere destek olacaksın. Madem Rizelisin, gelin hanımın ismim atmasını beklemeyeceksin, evvelce sen davranacaksın.

* Rize’nin doğasını birkaç rantçıya yedirmem diyeceksin. Madem Rizelisin İstanbul’a ihanet ettiğin gibi Rize’ye ihanet etmeyeceksin.

* Son 5 senede çay ithalatı arttıkça arttı, ihracatımız ise yüzde 30 düştü. Sayın Erdoğan’ın hemşerileri daha az, diğer ülkelerin çay yapımcısı daha çok kazanıyor.

* İkizdere’nin güzelim ormanlarına taş ocağı açmaya çalışan hem de Rizeli olan o malum müteahhite bir otoyoldan bir sene amacıyla 2 milyar 150 milyon lira garanti ödemesi yaptı.

*Çay üretiminden 1.5 milyon vatandaşımızın karnı doyuyor. 1.5 milyon insanımızın ekmek kapısı amacıyla verdiği destek yalnızca 180 milyon lira. Bu para Kuzey Marmara Otoyolu amacıyla bir ayda ödenen para! Utanmazlığa bakar mısınız! Sayın Erdoğan alfa gelince Rizelisin ama Rizeliyi düşünmüyorsun.

* Sonra da Rize’nin gelini hemşerilerine sahip çıktı diye küplere biniyorsun. Buradan ilan ediyorum köpürsen de tehditler savursan da sahip çıkmaya devam edeceğim.

* Sen daha dur senin deyiminle şunlar daha iyi günlerin. Gelin Hanım sen elsin dedi ya, valla ben kayınvalidemi çok seviyorum aynı evde de oturuyoruz senelerdir.

* Kayınvalidenin tembihi var tuhaf gurabanın beraberinden ayrılmayacaksın, Rizelinin ardında duracaksın. Onun amacıyla kayınbirader de öğrenecek gelin hanımdan öğrenecek.

İktidar kayırmacılıkla, liyakatsız kadrolar ile beceriksiz üzerine beceriksizlik, hata üzerine hata yapmaya devam ediyor. Tarım Bakanlığı raporu diyor ki, Çay ihracatı amacıyla markalaşma çalışması yapılmalı. Peki aynı Tarım Bakanlığı bunun amacıyla ne yapmış? ÇAYKUR’a AK Parti Rize İl Başkanının ağabeyini atamış. Ne markalaşma be, öff.

* Bu zihniyetle çayı Türkiye’de hak ettiği yere getiremeyiz. O amaçla ilk seçimde evvelce bu anlayışı göndereceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk senelerde dünyaya misal olacak bakışıyla kurulan Atatürk Orman Çiftliği vizyonundan 100 sene sonra geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

* Bereketli hilal diye tariflenen bu coğrafyada, AK Parti iktidarı yüzünden bir yandan dünyanın en yüksek besin enflasyonu ile boğuşuyoruz diğer yandan çiftçimizin iflasın eşiğine getirilmesine tanık oluyoruz.

*Bizim derdimiz, o problemleri çözerek ulusimize soluk aldırmak. Bu iş bilmezliğe, bu beceriksizliğe mecbur değiliz.Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken, bu eğri sistemin bundan sonra sonuna geldik.

* İktidar amacıyla yolun sonu gözüküyor. Beş bin senelik devlet geleneğimizin paçavra edildiği, dedikodu kazanlarının kaynayıp, pis hesapların ve karanlık ilişkilerin ortalığa döküldüğü bu dönem, bir iktidarın vedasına işarettir. Son haftalarda yaşananları ibretle takip ediyoruz. Biz meseleye, devletin itibarı yönünden bakıyoruz.

* Çünkü bu devlet hepimizin. Devlet insanlığından nasibini alamamışların elinde zarar görmesine, katiyen müsaade etmeyiz. Fakat, yaşanan çirkinlikleri de görmezden gelemeyiz.

* Geçen hafta, Sayın Erdoğan’ı uyardım. “Bağımsız bir yargı süreci hemen işletilsin.” dedim. O ne yaptı? Küçük ortağın dolduruşuna geldi, gitti kefalet koydu. Toplum vicdanını rahatlatmak yerine, kendisini tartışmaların yönü yaptı.

* Sayın Erdoğan; Bu işler, öyle bir bireyin çıkıp, meydana kefalet koymasıyla olmaz. Devlet bu tür yönetilmez. Bu işler, şeffaf ve adil bir biçimde yürütülen yargı süreçleriyle olur. Toplum vicdanını rahatlatarak, bütün şüpheler giderilerek olur. Suçu olan cezasını çeker, suçsuz olan da aklanır işinin başına döner.

* Seni bir kez daha, devlet ciddiyetiyle, ve makamının sorumluluğuyla hareket etmeye çağrı ediyorum. Çalışma arkadaşlarına bir an evvelce çekitertip ver. İçişleri Bakanı’nın, Adalet Bakanlığı’yla, Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı’nın da, İçişleri Bakanı’yla, medya üzerinden atışması devlet geleneğimize yakışmaz.

* İçişleri Bakanı’nın, kıyıya çekilmesinde yarar vardır. Delilleri toplayacak kolluk gücünün rahatlatılması, yargının, siyasi baskı hissetmeden vazifesini yerine getirebilmesi amacıyla, adalet mekanizmasının, gölgesiz çalışabilmesi amacıyla bu şarttır. Gerisi, bağımsız Türk mahkemelerinin işidir. İşin doğrusu budur.

* Partili Cumhurbaşkanlığı adlı bu ucube sistemde, Türkiye bir idare krizi yaşıyor. Ekonomiden pandemiye, tarımdan eğitime, ve hatta, ülke gündemini son haftalarda meşgul eden iddialara kadar, her alanda bunun yansımalarını görüyoruz.

* “İyileştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerimiz, İşte tam da bunun amacıyla çok önemli. Üzülerek görüyoruz ki; Türkiye, Partili Cumhurdiğernlığı Sistemi’ni daha çok taşıyamıyor. Bu yolun yol olmadığı, bundan sonra belli oldu.

* Bu sistemin, Türkiye amacıyla büyük bir hata bulunduğu apaçık meydana çıktı. Türkiye’nin tekrar hukuk, adalet ve demokrasi rayına oturması gerekiyor. Varsın onlar, her vakitte gibi, hatalarını inkar etsinler. Varsın onlar, her vakitte gibi, kafalarını kuma gömüp, sarayda sefa sürsünler. Varsın onlar, yeni anayasa fantezileriyle kendilerini oyalasınlar.

* Er ya da geç, o sandık ileriki ve bu iktidar gidecek. Tek adam değil, ulus iradesi diyecek. Dayatma değil, ortak akıl diyecek. Mafyokrasi değil, demokrasi diyecek. Korku değil, huzur diyecek. Yoksulluk değil, refah diyecek. 5 müteahhit değil, 84 milyon diyecek. Haksızlık değil, adalet diyecek.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA